İsmini aldığı “beş-su”yun beslediği verimli arazileriyle Hindistan'ın en bereketli topraklarına sahip olan Pencap eyaletinin kalbinde bir şehir vardır: Serhend-i Şerif.. Babür imparatorluğu zamanında altın çağını yaşayan, geniş ormanlar içerisinde ülkenin en önemli ilim merkezlerinden olan Serhend günümüzde küçük bir kasaba görünümünde.
Serhend, Chandigarh Havalimanı'na 53 km uzaklıktadır. Karayoluyla iyi bağlantılara sahiptir ve aynı zamanda bir demiryolu kavşağıdır. İkliminin Delhi'ye göre çok farklı olduğu hem insanında hem havasında hemen dikkat çekiyor.
Pencap, günümüzde Sihlerin kontrolü altında bir eyalet ve dünyadaki Sih nüfusunun ( yaklaşık 30 milyon) yarısından fazlası burada yaşıyor. Hindistan'da 2011 yılında yapılabilen son nüfus sayımına göre Serhend'in yaklaşık 60 bin olan yalnızca %2 si kadarı Müslümandır.




Şehrin Babürnamede geçen orijinal ismi Sihrind olmasına rağmen, Sultan Cihangir Şah zamanında yaptığı Hindistan yolculuğunu kaleme alan Özbek tarihçi Mahmud B. Amir Balkhi, yazdığı seyahatnamesinde şehrin isminin Sirhind olarak değiştirildiğinden bahseder.
Önceleri çok ormanlık ve aslanları ile meşhur bir bölge olduğu için “Aslanların Ormanı” anlamına gelen Sihrind ismi de çok hoş, değiştirilmiş haliyle “Hindistanın Baş Şehri” anlamına gelen Sirhind ismi de çok hoş. Keza Hindistan'ın en önemli şehri de burası, Müceddid-i elfi sâni'nin dünyaya feyz verdiği yerde burası, Allahu Teâlânın arslanların yurdu da burası… gerçek bir orman… Bu yüzden de Serhend-i Şerif burası..
Günümüzde ise ormanlık alanların tarım arazisine çevrilmesiyle uçsuz bucaksız pirinç tarlaları yeşil bir deniz gibi Serhend'in etrafında dalgalanıyor.



Serhend 1710 yılına kadar bir İslam beldesidir zira, Pencap üniversitesinin hazırladığı “Çağlar Boyu Serhend” kitabında, o dönemlerde 360 adet camii bulunduğu yazar.
Çocukluğunda Muhammed Ma’sûm-i Fârûkî hazretlerinden dersler alan Pâdişâh-ı Gāzî Âlemgîr Ebü’l-Muzaffer Muhammed Muhyiddîn Evrengzîb yani bilinen ismiyle Âlemgîr Şah, (1618-1707) sultan olduktan sonra da Seyfeddin-i Faruki hazretlerinin talebesi olmakla şereflenmiştir. Âlemgîr şah, İmam-ı Rabbânî hazretlerinin evladlatlarına ve müridlerine büyük hürmet göstermiş, onların tekkelerinin korunması için özel fermanlar çıkarmıştır. Serhend’deki türbe ve çevresindeki külliye, onun saltanatı döneminde onarılmış ve himaye altına alınmıştır.
50 senelik hükümdarlığı boyunca güzel idaresi sayesinde, pek çok gayr-i müslimin müslüman olmasına vesile olan, halk içinde Hak ile beraber olan koca sultan kendi nafakasını, yazdığı kitapları satarak te’min ederdi. Hanefî mezhebinin hükümlerine göre, kanunname olarak hazırlattığı Fetâvâ-yı Âlemgîriyye ve Fetâvâ-yı Hindiyye adlı kitapları meşhurdur.

Vefatından önce bir vasiyetname hazırlayan Alemgîr Şah, cenazesinin, Resûlullah efendimizin sünnet-i şerîfine uygun kaldırılmasını, cenazesinde, bilhassa tegannî ile mersiye söyleyenlerin bulunmamasını ve oğlu Bahadır'ın tahta geçmesini vasiyet eder.
Ancak diğer oğullar babasının vasiyetine uymaz aralarında taht kavası başlar. On üç senede on şehzade başa geçer.
Devlet zayıflamasını fırsat bilen Sihler 1710 yılında Serhend'e saldırır ve Vali Vezir hanın başını keserek 10.000 den fazla müslümanı şehit eder.
Sihler kendi inanışları için en büyük tehlike gördükleri İmam-ı Rabbani hazretlerinin dergahını yakıp yıkmak istediler ancak mübarek torunların Seyfeddin-i Faruk hazretlerinin oğlu olan Muhammed İsa onlara korkunç bir şekilde görününce korkup kaçarlar.


Enver abi anlatıyor : Mübareklerle 1971 senesinde Serhende gittik. Gece saat 1.30 civarıydı vardığımız zaman. Dergahın seccadeşini Yahya Efendi idi. Gece geldiğimizde hemen yiyecek birşeyler getirdiler, acıdan gözlerim yaşardı. Mübarekler bu acı yemeği bitirdiler ve “ İmam-ı Rabbani hazretlerinin yanında acı kalır mı efendim? " dediler. Demek ki aşk böyle bir şey.
İmam-ı Rabbani hazretlerini ziyaret ettikten sonra hocamız İmam-ı Rabbani hazretlerinin namaz kıldığı odaya da girdiler. Eğilip, yerlere yüzlerini sürdüler. Sonra da hüngür hüngür ağlayıp, “ Ya Rabbi! talebelerimin hepsinden razı ol günahlarını afv eyle! Mağfiret eyle! ” diye dua ettiler.
Sonradan Yahya Efendi oğlu Zübeyr kardeşimizle İstanbula beni ziyarete geldi. Ona ‘1971 senesinde kaç yaşındaydınız diye’ sordum ‘Efendim 4 yaşındaydım dedi’. Biz oraya geldiğimizde babanız sizin bu haliniz kadardı dedim. Babası Yahya efendi dedi ki 'Buraya gelen ilk Türk sizsiniz. Türkiye'den Serhend'i ziyaret eden olmazdı. Daha doğrusu İmam-ı Rabbani hazretlerini tanıyan olmazdı. Hocanızın kitaplarını okuyanlarla burası dolup taşıyor. Dolayısıyla bu kapıyı siz açmış oldunuz' dedi.



İmam-ı Rabbani hazretlerinin kızdan torunu olan ve dergahın mihmandarlığını yapan Zübeyr ve Sadık abiler 2009 ve 2018 yıllarında yaptığımız ilk iki ziyaretimizde bizlere de mihmandarlık yapmışlardı.
Zübeyr abinin Covid19 nedeniyle aralık 2021 de vefat etmesi üzerine son ziyaretimizde, büyük oğlu Enes babalarına ve mübarek nesillerine yakışır bir misafir perverlik gösteriyor.
İmam-ı Rabbani hazretlerinin dergahı Serhend'de kalan bir avuç müslümanın yegane sığınak yeri. Günün her saatinde ülkenin farklı yerlerinden gelmiş ziyaretçilere rastlamak mümkün oluyor.
“Urs” kelimesi Arapça’da “düğün” veya “vuslat” (kavuşma) anlamına gelir. “Mubarak” ise “mübarek”, yani kutlu, hayırlı anlamındadır. Heryıl safer ayının 28. gününde Urs Mubarak, yani İmam-ı Rabbani hazretlerinin vefat yıldönümünde binlerce müslüman akın eder eller semaya kalkar dualar edilir.




Dergahın vaziyet planını etkileşimli olarak aşağıdaki resimde veriyoruz :
İmam-ı Rabbani hazretlerinin türbesi halk arasında Rauza Şerif olarak bilinene dergahın en doğusunda kalıyor. Türbenin arka kısmında ise küçük bir kabristan bulunmaktadır.
Sabah namazından sonra güneş, İmam-ı Rabbani hazretlerinin türbesinin üzerinden yükselerek tüm dergahın içerisini kaplıyor.
Dergahta İmam-ı Rabbani hazretleri ziyaret etmek için gelen misafirlerin konaklayabilmesi için son zamanlarda inşaa edilmiş üç katlı güzel bir misafirhane bulunmaktadır.
Misafirhanede bizim bizim için ayrılan odalarımıza hemen eşyalarımızı bıraktıktan sonra gusl abdesti alıp bayram sabahı sevinciyle yeni kıyafetlerimizi giyerek, âriflerin ışığı, velîlerin önderi, İslâmın bekçisi, müslümanların baştâcı, müceddid, müctehid ve İslâm âlimlerinin gözbebeği İmam-ı Rabbani hazretlerinin huzuruna çıkmak için hazırlanıyoruz.
İmam-ı Rabbani hazretlerinin türbesinin bulunduğu yere ilk olarak 25 yaşında veba salgınında vefat eden büyük oğlu Muhammed Sadık defnedilmiştir.
1616 senesinde Serhend'de şiddetli bir veba salgını başlar. Bu salgın her geçen gün şiddetleniyor, yüzlerce insan her gün kabre konuyordu. Bu hâli gören Muhammed Sadık hazretleri; "Bu tâûn yağlı lokma istiyor. Biz ölmedikçe geçmez." buyurdular. Onun vefatından sonra, hastalık hafifledi, hastalardan birçoğu iyileşti.
Esasında Muhammed Sadık vefat edince, yakınları, dedeleri Abdulehad Serhendi hazretlerinin yanına defnetmek istediler. Hazret-i İmâm bu hususta teveccüh eyleyerek şimdi bulundukları yerde, gömülmesini emir buyurdular. İmam-ı Rabbani hazretleri her Cuma namazından sonra, bu mübarek oğlunu ziyaretine gider, bir müddet murâkabe ederek otururlardı.
Bunun gibi her Cumartesi sabahı, bütün eshâbı ile, sohbet halkasını, onun nûrlu mezârının başında kurarlardı.
Türbe Şah-ı Zaman tarafından yaptırılmış olup resimde görülen merdivenlerden çıkınca gayrimüslim ziyaretçiler için düşünülmüş İmam-ı Rabbani hazretleri ve iki oğlunun temsili kabirleri bulunmaktadır. Asıl kabirler ise bu türbenin altında bulunmaktadır.




İMÂM-I RABBÂNİ |
|
Doğum Tarihi : 1563 |
Vefat Tarihi : 1624 |
Hindistan'da yetişen en büyük velî ve âlim. İnsanların îtikâd, ibâdet ve ahlâk husûsunda doğruyu öğrenmelerini, öğrendikleri bu bilgiler ile amel etmelerini sağlayan, insanları Allahü teâlânın rızâsına kavuşturmak için rehberlik eden ve kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen İslâm âlimlerinin yirmi üçüncüsüdür.
İmâm-ı Rabbânî hazretleri, benzeri az yetişen, müstesnâ bir İslâm âlimi ve büyük bir mürşid-i kâmildir. Peygamber efendimizin vefâtından bin sene sonra da İslâm düşmanları dîne, îmâna insafsızca saldırmışlardı. Allahü teâlâ kullarına acıyarak, İmâm-ı Rabbânî gibi bir müceddîd yarattı. Ona derin ilimler ihsân eyledi. Onun vâsıtasıyla din düşmanlarının korkunç saldırısını durdurdu. Hakkı bâtıldan ayırıp, çok kalblerden bâtılı kaldırdı. Bu yüce İmâm'ın mektup ve kitapları, insanları gafletten uyandırdı. Dünyâya ışık saldı. Yâni Allahü teâlâ onu, Peygamber efendimizden bin sene sonra, dîn-i İslâmı yenilemek ve kuvvetlendirmek için göndermişti.
Hocası Muhammed Bâkî-billah hazretleri onun için şöyle buyurdu: "Kalblere devâ, rûhlara şifâ olan bu tohumu, Semerkand ve Buhârâ'dan getirip Hindistan'ın bereketli toprağına ektim. Tâliblerin yetişip kemâle gelmesi için uğraştım. O (İmâm-ı Rabbânî), her dereceyi aşıp, üstünlüklerin sonuna varınca, kendimi aradan çekip, talebeyi ona bıraktım."
Abdülhakim Arvasi hazretleri buyurmuşlar ki, Hilmi ben çok hastalandığım zaman Mektubat‟ı göğsüme koyuyorum öyle yatıyorum ve şifa buluyorum. Çünkü İmam-ı Rabbaninin ben aşıkıyım buyururlarmış mübarekler. İmam-ı Rabbani hazretleri gibi ne gelmiştir ne de gelir bundan sonra buyurmuş Efendi hazretleri.



Mübarek kabrinin yanında sırasıyla aşağıdaki üç evladı bulunmaktadır :
MUHAMMED SÂDIK SERHENDÎ |
|
Doğum Tarihi : 1591 |
Vefat Tarihi : 1616 |
İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin yaşça en büyük oğludur. Serhend'de doğdu. 1599 senesinde babası ile birlikte Hâce Muhammed Bâkî-billah hazretleriyle görüştü. Ondan cenâb-ı Hakk'ı zikretmek, murâkabe etmek için vazife almakla ve ona bağlı bir talebe olmakla şereflendi. Daha çocukken, uzak yerlerdeki şeyleri, mezardaki hâlleri keşf ederdi. Sonra kendi peder-i âlîsinden feyz alarak, kemâl mertebelerinin sonuna erişti. Babasının esrarına mahrem oldu.
Muhammed Sâdık'ın, çocukluğunda, tâlim ve terbiyesi ile, yüksek dedesi Abdülehad hazretleri meşgûl oldu. Çok akıllı olup, nûr ve zekâ alâmetleri, yüzünden belliydi. Babası İmâm-ı Rabbânî hazretleri; "Babam bana; "Sizin bu oğlunuz bana eşyânın hakîkatinden ve keyfiyetinden garip suâller soruyor. Çok zor cevap verebiliyorum" derdi." buyurdu.
Babasının sağlığında tâûn hastalığından vefât etti. İmâm-ı Rabbânî hazretleri vefât edince, oğlu Muhammed Sâdık'ın mezârının kıble tarafına kabir hazırladılar. Mübârek cenâzelerini kabre koydukları an, oğlunun kabri, peder-i âlîsine hürmet için ayak ucuna geldi ve iki kabrin arasındaki kısım kabardı.
MUHAMMED SAÎD FÂRÛKÎ |
|
Doğum Tarihi : 1596 |
Vefat Tarihi : 1660 |
İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin ikinci oğludur. Babası gibi büyük âlim ve velî idi. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki: "Muhammed Saîd, beş yaşında iken ağır bir hastalığa tutulmuştu. Bu hastalığın şiddetli zamânında, kendisine "Ne istersin?" diye sorulduğunda; "Hazret-i Hâce'yi isterim." dedi. (Bâkî-billah hazretlerini kastetmişti.) Bu durumu Bâkî-billah hazretlerine arzedilince şöyle buyurdu: "Muhammed Saîd'in hatırı sayılır. Bir söz söyledi ve gaybî olarak bizden nisbet aldı.
Hâşim-i Keşmî anlattı: "Bir gün hazret-i İmâm bu iki kardeşin zâhirî ve bâtınî ilimlere sâhip olmaları hakkında bu fakîre şöyle buyurdular: "Oğlum Muhammed Sâdık vefât edince, kendi kendime; "Zâhir ilimlerde bu kadar fazîletli, kalb hâllerinde bu kadar yüksek oğlu nerede bulurum?" dedim. Allahü teâlâ ihsân ederek, bu mübârek kardeşini, yüksek ağabeyinin vekîli eyledi.Bu ihsânından dolayı Allahü teâlâya hamd ü senâlar olsun."
İmâm-ı Rabbânî hazretleri, onun hakkında şöyle buyurmuştur: "MuhammedSaîd, ulemâ-i râsihînden, derin âlimlerin önde gelenlerindendir. Allahü teâlânın halîlidir (dostudur). O'nun rahmet hazînesidir. Yarın kıyâmet günü rahmet hazînelerinin taksimi ona verilir. Şefâat makâmından büyük payı vardır. Tasavvuf yolunda yükselirken ve inerken, kavuştuğum her makamdaMuhammed Saîd yanımdaydı."
ÜMMÜ GÜLSÜM |
|
Doğum Tarihi : 1602 |
Vefat Tarihi : 1616 |
On dört yaşındayken veba nedeniyle vefat etti. Kalbi sürekli zikirle doluydu ve zikri bir an bile unutmuyordu . Daha çocukluğunda bile, başkalarının manevi durumunu anlardı.
Türbenin hemen bitişiğinde çilehane ve camii bulunmaktadır. Camii bir iç avlu ve abdesthanelere açılan bir dış avluya sahiptir.
İmam- Rabbani hazretlerinin türbesinden çıktıktan sonra yaklaşık 250 metre mesafede olan Muhammed Masum Faruki hazretlerinin türbesine doğru yürüyoruz.
Yürüyüş yolumuzun üzerinde dergahın yemekhanesi, talebelerin kaldığı eski odalar ve Zübeyr Faruki'nin türbesi bulunmaktadır. Zübeyr Faruki, Ebu'l-A'lā'nın, o da Muhammed Nakşibend hazretlerin oğludur. Muhammed Nakşibend hazretleri de Urvet-ül-Vüskâ Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî hazretlerinin ikinici oğludur.
Muhammed Masum Faruki hazretlerinin türbesi bağlılarından olan Roshanara Begum Sultan tarafından inşa ettirilmiş olup türbenin yanında da yine prenses tarafından yaptırılan bir cami bulunmaktadır. Caminin üç kubbesi ve iki minaresi vardır. Roshanara Begum Sultan, Alemgir şahın kız kardeşidir.
MUHAMMED MASÛM FÂRÛKÎ |
|
Doğum Tarihi : 1599 |
Vefat Tarihi : 1668 |
İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin üçüncü oğludur. İnsanları Hakk'a dâvet eden, doğru yolu göstererek saâdete kavuşturan ve kendilerine; "Silsile-i aliyye" denilen büyük âlim ve velîlerin yirmi dördüncüsüdür. Mecdüddîn ve Urvet-ül-vüskâ lakablarıdır. Urvet-ül-vüskâ; sağlam ip, kendisine uyulan büyük âlim demektir. On altı yaşında iken, bütün ilimlerin tahsîlini bitirdi. Bundan sonra tamâmen tasavvufa yönelip, babasının feyzlerine, üstün makamlara, büyük derecelere ve yüksek kemâlâta kavuştu. Kendinden önce yaşayan büyük velîlerin bir ömür harcayarak elde ettiklerini, o daha çocukluğunda elde etti.
Muhammed Ma'sûm, babası İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin vefâtından sonra, vâz ve irşâd makâmına geçip talebe yetiştirmeye başladı. O da ilim ve feyz saçarak insanları doğru yola dâvet etti. İslâm târihinde rüşd ve hidâyeti onunki kadar yaygın olan bir âlim ve mürşid görülmemiştir. Dokuz yüz bin kişi ona talebe olup elinde tövbe etmiş, talebelerinden yüz kırk bini evliyâlık mertebelerine kavuşmuş, yedi bini de mürşid-i kâmil olmuştur.
Muhammed Ma'sûm hazretlerinin yetiştirdiği mürşid-i kâmillerden herbiri, bulunduğu yerlerde insanlara feyz vererek, onları irşâd ettiler, hak olan doğru yolu anlattılar. Böylece onun feyz ve mârifeti her tarafa yayıldı. Talebelerinin meşhûrlarından olan Murâd-ı Münzevî hazretlerinin kabri İstanbul'dadır. İstanbul'da medfûn bulunan en büyük üç evliyâdan biridir.

Mübarek kabrinin yanında sırasıyla aşağıdaki üç evladı bulunmaktadır :
KAYYÛM-İ ZAMAN |
|
Doğum Tarihi : 1624 |
Vefat Tarihi : 1710 |
Hindistan evliyâsının büyüklerinden. Urvet-ül-Vüskâ Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî hazretlerinin büyük oğludur. Doğduğu sırada, İmâm-ı Rabbânî, Şah Cihan ile birlikte Hindistan'ın büyük şehirlerinden olan Ecmîr'de bulunuyordu. İmâm-ı Rabbânî hazretleri onu görür görmez; "Esselâmü aleyküm Molla Sibgatullah." buyurdu.
İmâm-ı Ma'sûm hazretleri, bu yüksek oğluna, diğer talebeleri ve hattâ diğer oğulları arasında farklı iltifât eder, onda bulunan yüksekliği bildiği için, daha çok severdi. Bu hâli bildirmek için bir gün bu oğluna şöyle buyurdu: “Siz benim oğullarım arasında Eshâb-ı kirâma benzersiniz. Yâni siz, babam Müceddîd-i Elf-i Sânî'yi görmüş, zamânında bulunmuşsunuz. Diğerleri böyle değildir. Bu farkı az görmemelisiniz.”
Mübârek yüzünde öyle bir nûr vardı ki, güzel yüzünü bir kat daha güzelleştiriyor ve yüzüne bakanlara, lisân-ı hâl ile; "Bu görünen, insanlar gibi insan değil, bir güzel melektir." dedirtiyordu. Kabri babası Muhammed Ma’sûm-ı Fârûkî hazretlerinin iki solundadır.
MUHAMMED UBEYDÜLLAH SERHENDÎ |
|
Doğum Tarihi : 1628 |
Vefat Tarihi : 1672 |
Urvet-ül-Vüskâ Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî hazretlerinin üçüncü oğlu, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin de torunudur. Yüksek babasının teveccüh ve himmetleriyle çok güzel edeb ve terbiye ile yetişti. Aklı, zekâsı, edebi ve anlayışının fevkalâde olması, asâlet ve yaradılışının yüksekliği sebebiyle kısa zamanda zâhirî ve bâtınî olarak yükseldi. Kabri mübarek babasının hemen sağındadır.
MUHAMMED EŞREF SERHENDÎ |
|
Doğum Tarihi : 1633 |
Vefat Tarihi : 1709 |
Urvet-ül-Vüskâ Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî hazretlerinin dördüncü oğludur. Kabri mübarek babasının hemen solundadır.
Muhammed Masum Faruki hazretlerinin türbesinden çıkınca, sağda yaklaşık 35 metre ileride küçük bir türbe daha bulunmaktadır. Bu türbede ise Muhammed Masum Faruki hazretlerinin en küçük oğlu Muhammed Sıddık Faruki hazretleri bulunmaktadır. Burası dergahın en kuzeyidir.
Muhammed Sıddîk hazretlerinin mübârek yüzü, kaşları, gözleri ve burnu babasına çok benzerdi.
Ömrünün çoğu hastalık ile geçti. Bir anda birkaç çeşit hastalık vücûdunda olduğu hâlde, o hiç şikâyet etmez, hâline şükr ve sabrederdi. İbâdet edebilecek kadar yer, yiyeceklerin pekçoğundan perhiz ederdi.
Buyururdu ki: "Hastalık sebebiyle yaptığım bu perhizler aynı zamanda kalbimi temizledi."
MUHAMMED SIDDÎK SERHENDÎ |
|
Doğum Tarihi : 1649 |
Vefat Tarihi : 1719 |
Urvet-ül-Vüskâ Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî hazretlerinin altıncı oğlu, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin de torunudur. Muhammed Sıddîk kardeşlerinin en küçüğü idi. Muhterem babasının ihtiyârlığı zamânında dünyâya geldiği için, babasının ve annesinin çok sevgilisi idi. Babası Muhammed Ma'sûm hazretleri, diğer oğullarına müjdelediği bütün kemâlâtı buna da müjdeledi.
Ömrünün sonuna doğru saltanat merkezi olan Delhi'ye gitti. Zamanın pâdişâhı Muhammed Ferruh onun talebesi olmakla şereflenmişti. Muhammed Sıddîk hazretlerinin, Muhammed Mehdî ve Muhammed Abdülbâkî isminde iki oğlu vardı.
Muhammed Sıddık Faruki hazretlerinin türbesinden çıktıktan sonra Seyfeddin-i Faruki hazretlerinin türbesini ziyaret etmek için, dergahın en kuzeyinden en güneyine misafirhane yanındaki mabet ağaçlarının arasından yürüyoruz. İki türbe arasındaki mesafe yaklaşık 350 metredir.
Seyfeddîn-i Fârûkî hazretleri, Delhi'ye vardığı zaman, şehrin kapısında iki azgın fil ve bunları zabt etmeye çalışan iki heybetli pehlivanın resimlerinin asılı olduğunu gördü. Sultâna o resimleri indirtip yok edinceye kadar şehre girmeyeceğini bildirdi. Sultan resimleri indirtip yok ettirince şehre girdi.
Sultan Alemgir Şah, kendi isteğiyle ve samîmî olarak Seyfeddîn-i Fârûkî hazretlerine talebe oldu. Yaşı ilerlemiş olmasına rağmen Kur'ân-ı kerîm okumayı öğrenip ezberledi.
Sohbetlerinin bereketiyle Hindistan'da yayılmış birçok bid'at ve sapıklık, Sultan Alemgir Şah tarafından ferman çıkartılarak ortadan kaldırıldı. Diğer vezirler, vâliler ve devlet adamları da Seyfeddîn-i Fârûkî hazretlerinin sohbetleriyle şereflenip hidâyete kavuştular. Ona son derece saygı duyup huzûrunda ayakta dururlardı.


SEYFEDDİN-İ FARUKİ |
|
Doğum Tarihi : 1639 |
Vefat Tarihi : 1696 |
Urvetü'l-Vüskâ Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî hazretlerinin beşinci oğludur. İsmi, Muhammed Seyfeddîn, nisbesi Fârûkî'dir. Kendilerine Silsile-i aliyye denilen İslâm âlimlerinin yirmi beşincisidir. Amcası Muhammed Saîd'den aklî ve naklî ilimleri tahsîl edip kısa zamanda çok şeyler öğrendi. Zamânının bir tanesi ve mârifet deryâsı olan babası Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî'nin teveccüh ve sohbetleriyle, Nakşibendiyye yolunun usûl ve âdâbı üzere tasavvuf yolunda ilerleyip, kısa müddet içinde Vilâyet-i hâssa-i Muhammediyye'ye kavuştu.
Zahiren ve bâtınen olgunlaştıktan sonra, yüksek babasının emriyle insanlara, Allahü teâlânın dînini, sevgili Peygamberimizin güzel ahlâkını anlatmak ve vaktin sultânı Âlemgîr Şâh’ın dînî terbiyesi ile vazifelendirilip Delhi’ye gitti. Muhammed Seyfeddîn-i Fârûkî hazretlerinin himmet ve bereketiyle, Hindistan'ın her tarafında İslâmiyet yayılıp müslümanlar kuvvetlendi. Bid'at sâhipleri ve kâfirler perişân olup, hiçbir yerde kabûl görmediler. Hindistan hiçbir zaman böyle bir devir görmemişti.
Ömrünü, İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğrenmek, öğretmek ve insanlara anlatarak onların dünyâda ve âhirette saâdete, kurtuluşa ermeleri için sarf eden Muhammed Seyfeddîn hazretleri bin dört yüz velî yetiştirdi. Bir çok velî ve mürşid-i kâmil yetiştirip, insanların hidâyete kavuşmalarına vesîle oldu. Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî, yetiştirdiği talebelerinin en büyüğü ve kâmilidir.


Dergahın içindeki ziyaretlerimizi tamamladıktan sonra dergahın dışına çıkıyoruz. İlk olarak, dergahın 2km kuzeyinde olan İmam-ı Rabbani hazretlerinin mübarek babası ve ilk hocası Adülehad Serhendi hazretlerinin türbesini ziyaret etmek istiyoruz.
İmâm-ı Rabbânî hazretleri yine şöyle anlatmıştır:
Babamın bana; "Ehl-i beytin sevgisinin, îmân ve hüsn-i hâtimeye yâni son nefeste îmân ile gitmeye büyük tesiri olur." dediğini hatırlayınca, can verme anlarında bunu kendisine sordum. "Allahü teâlâya hamd ve şükürler olsun, o muhabbetle ve sevgiyle doluyum, nîmet deryâsında yüzüyorum." buyurdu.
Türbe günümüzde halen tarlalar arasında kalmış bir konumda olduğu için yolun büyük kısmı patika olmasına rağmen araç ile gidilmeye uygundur. Türbe yakınında küçük birde mescid bulunmaktadır.



ABDÜLEHAD SERHENDİ |
|
Doğum Tarihi : 1520 |
Vefat Tarihi : 1598 |
İsmi, Abdülehad bin Zeynelâbidîn'dir. Hazret-i Ömer'in neslindendir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri, Abdülehad Serhendi hazretlerinin yedi oğlundan dördüncüsüdür. Genç yaşta Hindistan'ın büyük âlimi Abdulkuddûs'un ilim meclisinde ve sohbetlerinde bulunup, tasavvufta mânevî dereceler kazandı.
Abdülehad hazretleri zâhirî ve bâtınî ilimleri elde etmek için birçok beldeleri gezdi. Bir memlekette fazla kalmaz, başka yere giderdi. Böylece pekçok şehir ve beldelerde bulunmuştu. ndüzleri, kendisinden ilim öğrenmek isteyen talebelere ders verirdi. Bu hususta yazılmış olan uzun ve zor kitapları, en ince noktalarına kadar gâyet güzel açıklayıp îzâh ederdi. Her ilimde, bilhassa fıkıh ve usûl ilminde eşsiz bir âlimdi.
Abdülehad Serhendi hazretlerinin türbesinden çıkınca tekrar güneye yani Dergaha doğru hareket ediyoruz. Dergaha gelmeden 500 metre mesafede basmati pirinci tarlaları arasında büyükçe başka bir türbe bulunmaktadır.
Bu türbe Muhammed Masum Faruki hazretlerinin oğlu Muhammed Nakşıbend hazretlerine aittir. Kapısı kilitli olduğundan gitmeden önce mihmandarına bilgi vermek faideli olacaktır. Bu türbenin minareleri kayıptır. İngilizlerin kışkırtmasıyla başlayan 1946 Hindistan iç savaşında Sihler, türbeye sığınan müslümanlara saldırmak için geldiğinde minarelerin üzerlerine düşmesiyle korkup kaçtıkları söylenir.
MUHAMMED NAKŞIBEND SERHENDİ |
|
Doğum Tarihi : 1626 |
Vefat Tarihi : 1707 |
Urvet-ül-Vüskâ Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî hazretlerinin ikinici oğlu, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin de torunudur. Amcası Muhammed Saîd ve babası Muhammed Ma'sûm-i Fârûkî' hazretleriniden teveccüh ve sohbetlerine kavuştu.
Muhammed Nakşibend hazretlerinin türbesi dergahın biraz dışarısında beyaz kubbelidir. Babür ordusunda yaşadığı ve birçok asker ve komutanın manevi üstadı olduğu için ordunun şeyhi olarak biliniyordu.


Sonraki durağımız İmam-ı Rabbani hazretlerinin 6. kuşaktan dedesi ve Serhend'in kurucusu olan Refiüddin Serhendi hazretlerinin bulunduğu kabristan. Bu kabristan dergahın daha güneyinde olup 2.5 km mesafededir.
Refiüddin Serhendi hazretleri, Kutb-i Zaman ismiyle maruf Seyyid Celal Buhari hazretlerininin müritlerindendir. Kabri şerifi Ahmadnagar şehrinde bulunan Seyyid Celal Buhari hazretleri ise Nasıruddin Mahmud (Çırağ-ı Delhi) hazretlerinini halifesi, o da Nizameddin Evliya hazretlerinin halifesiydi.
İmam-ı Rabbani hazretlerinin mübarek annesinin kabrinin de bulunduğu içerisinde kocaman ağaçların olduğu bu kabristanı sakin bir konumda yer alıyor.
Kabristan yeşillikler içerisinde ve özellikle Hint İnciri ağacının olağanüstü güzellikteki yaprakları dikkatimizi çekiyor.


İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyorlar ki “kuddise sirruh”, Hindistanda hemen hemen Peygamberlerin gelmediği bir tek belde kalmamışdır. Hepsinin kabirlerini size gösterebilirim, ama iki tane ümmeti olan da orda çıkmamıştır. Hele üç hiç yok, bir zar zor, bazı da hiç. İnanmıyorlar.
Serhend dışında, dergaha 23 km mesafede yer alan Baras köyündeyiz.
Yerleri İmâm-ı Rabbânî Hazretleri tarafından tespit edilmiş olan 9 peygamber kabrinin bulunduğu bölgeye gelirken köy yolları arasında yeşil bir denizi andıran pirinç tarlaların manzarasıyla güzel bir yolculuk yapıyoruz.
Kabirlerin bulunduğu bölgeye küçük bir mescid ve dergah yapılmış, küçük çocuklar ders almaktaydı.
Kocaman ağaçlar ordan oraya koşturan sincaplar içinde bir yuva konumunda.





İmam-ı Rabbani hazretleri halkın doğru yoldan ayrılmalarını engellemek için Hindistan'ın pek çok şehrine talebelerini göndermiştir.
Serhend'e 40 km mesafede Behlülpür kasabasına ise talebelerinin meşhurlarından Hacı Hıdır Efgan hazretleri bulunmaktadır.
Bu kasabaya gidemediğimiz için mübareğin kabrinin tam konumunu bilemiyoruz. Ancak kasabada tespit edebildiğimiz tek mescidin konumu ekliyoruz.


HACI HIDIR EFGÂN |
|
Doğum Tarihi : Bilinimiyor |
Vefat Tarihi : 1625 |
Hindistan'ın büyük velîlerinden. İsmi Hıdır'dır. Hacı Hıdır Efgân diye bilinir. Aslen Afganistanlıdır. Serhend'e bağlı Behlülpûr kasabasında doğdu. İmâm-ı Rabbânî hazretleri tarafından icâzet verilip, Allahü teâlânın dînin yaymak ve sevgili Peygamberimizin güzel ahlâkını anlatmakla vazîfelendirildi.
İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki: "Bir gün şeytanı gördüm. Kendisine bir takım suâller sordum. Allahü teâlânın hükmü ile doğrusunu söyledi. Bu arada; "Talebelerim arasından, doğru yoldan saptırmak için en az musallat olduğun ve kandıramadığın hangisidir?" diye sordum. Cevâbında; "Hacı Hıdır'dır." dedi.
İmâm-ı Rabânî hazretlerinin vefâtından sonra, onun ayrılığına dayanamayıp kısa zaman sonra Behlülpûr'da vefât edip, orada defnedildi.